10 Kasım 2011 Perşembe

Kahraman - ILK YILLAR- BÖLÜM II



Büyücü homurdandı ,şimdiye kadar şefin batıl inançlarını hep kendi isteği doğrultusunda kullanmıştı fakat o bugün kendi büyücüsüne karşı çıkıyordu. Bunu yapmaya hakkı yoktu, o bugün hala bu köyün şefi ise her şeyi ona borçluydu, tamam belki o da hayatını kurtardığı için kendi hayatını şefe borçluydu ama o, şefe olan borcunu fazlasıyla ödemişti.
Büyücü düşüncelerden sıyrılarak bebeğin boynundaki parıltıyı fark etti ve bebeği eline alan savaşçının yanına yaklaştı, bebeğin boynundaki kolye değerli bir şey olmalıydı üstünde kadim dilde yazılar vardı, ve garip bir şekilde ışıldıyordu, altın gibiydi ama tam olarak altın da değildi kış güneşinin altında kolye üzerinde sanki binlerce renk dönüp duruyordu. Sonra acaba kendisinden başka birinin bu değerli kolyeyi fark edip fark etmediğini anlamak için etrafına bakındı, kolye kimsenin dikkatini çekmemişti. “Kadim dil " dedi kendi kendine "bu kolye mutlaka benim olmalı" sonradan yüksek sesle konuştuğunu fark etti, etrafına baktı neyse ki kimse onla ilgilenmiyordu, “paranoyak olmaya başladım” diye düşündü, “bu aptal köylüler anca yiyip içmeyi düşünüyor”, “bi de aptalca meydan okumaları” diye de ekledi savaşçıların ne yaptığına bakarak.
2 kişi ağaçlığın orda ne kadar uzağa işeyebilecekleri hakkında bir iddiaya tutuşmuştu diğerleri ise onlara tezahürat tutturuyordu. "Barbarlar" dedi büyücü, “bunlar hep barbar olarak kalacak”.
Bebeği tutan savaşçı başka birisiyle konuşurken ona çaktırmadan kolyeyi almak istedi bunu çok yapmıştı, bu sadece el çabukluğuydu, o her zaman bir büyücünün kendi büyüsü dışında el çabukluğunu da bilmesi, asla tek bir şeye bel bağlamaması gerektiğine inanırdı, belki de bu yüzden cüppesinin içinde hep bir hançer taşırdı kendi “meslektaşlarının” aksine. Elini kolyeye doğru uzattı ve aynı hızla elini geri çekti, eli yanmıştı.
"Yazık, bunu tahmin etmeliydim, bu kolyeyi bu bebeğin boynuna takan her kimse birisinin bu kolyeyi ondan almak isteyeceğini düşünmüş, ve buna karşı bir koruma büyüsü koymuş." dedi içinden, elini tutarak.
Şef artık köye dönmeleri gerektiğini söyledi ve " belki bugün avlanamadık ama Ymir bize kendi çocuğunu bağışladı" diye de ekledi.
“Olamaz, yine Ymir saçmalığı...” diye mırıldandı büyücü, ama bir yandan da korkuyordu, kolyenin üzerindeki büyünün güçlü olduğunu sezmişti, evet belki tanrı veya tanrılar diye bir şey yoktu ama o emindi ki en az tanrılar kadar güçlü yaratıklar vardı bu düzlemde yürüyen.
Aslında şef dışında kimse "bu çocuk kutsal" hikayesine inanıyor gözükmüyordu ama belki de şeflerini kırmamak için (çoğu bu eylemin kendi kafalarının kırılmasıyla sonuçlanacağını düşünüyordu) bu düşüncelerini sesli dile getirmiyordu savaşçılar ,hatta bir kaçı hala o işeme iddiasında kalmıştı ,kaybeden taraftan bir grup üzerine bahis koydukları adam işerken rüzgarın ters yöne esmeye başladığını iddia ediyordu. Bu da kazanan tarafı kızdırmaya başlamıştı.
İddiayı düşünmeyen savaşçılar içinse (ki bu savaşçıların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu, çünkü çoğu için bu iddia uzun zamandır girdikleri en sağlam kavgayla sonuçlanacaktı, ve bu bölgenin halkı için iyi bir kavga her zaman iyi bir kavgaydı), onu komşu kabileden birisi bırakmış olmalıydı , her zaman istenmeyen bir bebek olabilirdi...


(Hikaye benimdir, resim alıntıdır)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder