12 Aralık 2009 Cumartesi

Kahraman - ILK YILLAR- BÖLÜM 1


O, 2 yaşında köyün erkekleri ava çıktığında tesadüfen karların arasında bulunmuştu. Gariptir o gün köyün büyücüsü de onlarla gelmişti, duyulmamış şeydi her şeyden şikâyet eden büyücü soğuk bir gecede sıcak kulübesinden çıkıp barbar olarak gördüğü kişilerle dışarıda dolaşsın, tabi bunu onlara söyleyemezdi ama hiç değilse onların arasında güvendeydi. En azından hiçbiri onu öldürmek isteyen “büyücü meslektaşları”ndan biri değildi.


Sanırım o gün, o bebeği orada bulacaklarına dair en küçük bir fikri bile olan birisi yoktu. Gerçi büyücü garip bir şeyler olacağını hissetmişti ve sonuçta merakına yenik düşüp onlara katılmıştı, ama bir bebek? İşte bunu asla beklemiyordu. Sonuçta kim bir bebeği karın ortasında bırakır ki ve daha önemlisi bu bebek bu soğukta nasıl hayatta kalabilirdi ki? Tamam, bu bölgenin halkı soğuğa dayanıklıydı ve kar onlar için ikinci deri gibiydi ama yine de onlar tanrı değillerdi, onlar sadece basit insanlardı. O bebeği bulmadan hemen önce bir geyiği kovalıyorlardı, bir ağlama sesi duydular ve onu gördüler, karların arasında yatıyordu.


Ve her kafadan bir ses çıkmaya başladı.

-Bir bebek?

-Buraya nasıl gelmiş?

-Herhalde o da bizim gibi avlanmaya çıktı fakat yoruldu ve azıcık kestirmeye karar verdi ama onu uyandırdık, şef bizde uyuyalım mı?

-Bebekler tek başlarına ava çıkmaz salak!

-Ama burada kimse yok.

-Kim ava birlikte geldiği kişiyi yalnız bırakır ki?

-Bebeklerin ava çıktıklarını sanmıyorum.

-Az önce uzaklaşan bir leylek sesi duyduğuma yemin edebilirim.

-İşte bu yalan, geçen kış kardeşim Torin’in bebeği bir geyik yakalamıştı.

-Hey geçen sefer anlattığında, kardeşin Hrak’ın bebeği demiştin!

-Şef bak bebeğin etrafında hiç ayak izi yok.

-Yani çok süredir burada bu bebek?

-Geçen yaz kafana odun yediğinden beri iyi düşünemiyorsun, bu kadar zaman nasıl hayatta kalsın ki? O sadece bir bebek.

-Kardeşim Tuvig’in bebeği geyiği ormanda 1 gün boyunca takip etmiş diyorum size.

-Leylekler diyorum, L-E-Y-L-E-K-L-E-R!

-Ymir’in bebeği olamaz mı?


Bu lafla birlikte herkes sustu, gerçi birisi hala alçak sesle “leylekler” diyordu ama kimse ona kulak asmadı.

Büyücü bebeğe sonrada şefe baktı ve onun o bebeği köye götürmek istediğini anladı, buna izin veremezdi, vermemeliydi o bebeğin, onun sonu olacağını hissediyordu, şefe döndü ve dedi ki:


-Böyle bir yerde hayatta kalan çocuk ancak kar şeytanlarının çocuğudur, bu çocuğu buradan alırsak kar şeytanları bize kızar ve bizim köye geri dönmemize asla izin vermezler.


Fakat şef ona şöyle cevap verdi:


-Bu çocuk ancak Ymir'in çocuğudur onu aramıza alırsak, tanrı bizden memnun olur.

17 Kasım 2009 Salı


Çocuklar size bugün değişik bir hikaye anlatacağım haydi etrafıma toplanın.

Çook çook eskiden birbirlerini çok seven bir çift varmış. Klasik ve eski hikâyeymiş onlarınki, adam, kızı kötü adamların elinden kurtarmış ve kız da ona âşık olmuş ve evlenmişler. Ama kızın bilmediği bir şey varmış o da kocasının gümüş bir ejderha olduğuymuş.

Ejderha karısını çok seviyormuş onun yanındayken her şeyi unutuyor, tarif edemediği bir mutluluğakavuşuyormuş fakat karısının ölümlü olması ve kendisi aynı kalırken, onun gözlerinin önünde yavaş yavaş ölecek olması ejderhayı kahrediyormuş. Günlerce buna kafa yormuş, karısını o kadar çok seviyormuş ki ona aslında kendisinin bir insan olmadığını söyleyemiyormuş çünkü eğer söylerse kendisini terk etmesinden korkuyormuş. Ve sonuçta çözümü bulmuş: simya.

Böylece büyüsüyle yer altında karısından gizli bir laboratuvar kurmuş ve karısının ölmesine asla izin vermeyeceğine dair kendisine yemin etmiş. Fakat karısı şüphelenmeye başlamış, gün ortasında kocası ortadan kayboluyormuş, gece yarısı onu yatakta bulamıyormuş.

Ejderha çok yorulmaya başlamış. Onu yoran fiziksel çaba değilmiş, hayır. Onu yoran kendi büyüsüymüş. Anlarsınız ya, büyü kullanıcıları, en güçlüleri bile, büyülerini yaptıktan sonra dinlenmek zorundadır. Kendilerine meydan okumasınlar diye, tanrılar büyü kullanan tüm varlıklara -en azından kendi evrenlerindekilere- böyle bir sınırlama koymuştur. Ejderha yorulmasına karşın yaklaştığını hissediyormuş iksire. Ve bu süre zarfında karısına her gün daha da âşık oluyormuş. Nedendir bilinmez, belki onu her gün daha da az görebildiğinden ya da onu kaybedebileceği korkusundan, çünkü onun büyüsü bile ölen birisine tekrar hayat veremezmiş.

Bir gün kendini hüngür hüngür ağlar halde bulmuş, karısının günün birinde ölecek olması fikri ona artık dayanılmaz geliyormuş. Onun için o çok sevdiği büyüsünden ve ölümsüzlüğünden bile vazgeçebilirmiş.Karısı ise kocasını neyin üzdüğünü merak ediyor fakat onun çok sinirli olduğunu fark edip bir şey söylemeye cesaret edemiyormuş.

Yine bir gün kadın hamile olduğunu fark etmiş, bunu kocasına açıkladığında kocası sevinçten deliye dönmüş onu havalara kaldırmış ve defalarca öpmüş. Görüyorsunuz ya, ejderhalar için çocuk yapmak görev gibi bir şeydir, yumurtlarlar ve giderler onların büyüdüğünü izleyemezler. Ama zaten ejderhamız bir insana aşık olduğuna ve onlardan biriyle evlendiğine göre bunun sıradan bir ejderha olduğunu söyleyemeyiz.

Ejderha tam umutsuzluğa kapılmışken, karşına o görkemli tanrılardan biri çıkmış, “sana yardım edebilirim” diye fısıldamış “ama karşılığında büyünü isterim” ejderha hemen kabul etmiş. Ve böylece tanrı ona bir cam şişenin içinde renklerin dansettiği bir iksir vermiş ve eklemiş: "Bunu kim içerse ölüm onu alamaz."

Ejderha, iksiri karısından habersiz onun içkisine katmak istiyormuş ama yine de aklına bir kuşku düşmüş, ya karısı onun aslında kim olduğunu öğrenince onu artık sevmez, terk ederse? Düşünmüş ,taşınmış ona iksiri vermeden önce aslında insan olmadığını açıklamayı kafasına koymuş.

Karısının yanına gitmiş, ona aslında kendisinin ölümsüz bir ejderha olduğunu ve bu iksiri içerse kendisiyle birlikte sonsuza dek yaşayabileceğini söylemiş. Kadın onun gerçek formunu görmeden, kafasında ağzından salyalar damlayan siyah iğrenç bir yaratık canlandırmış ve dehşete kapılmış, “ya çocuğum?” diye düşünmüş, “çocuğumda mı bu iğrenç şeye benzeyecek?”. Aslında ejderha gerçek anlamda büyüleyiciymiş fakat korkar diye asla ona gerçek formunu gösterememiş.Ve kadın koşmaya başlamış, uçuruma doğru, “üzgünüm” diyormuş, “üzgünüm senle yaşayıp bu iğrenç şeyi doğuramam”.

Adam onun uçuruma yöneldiğini farketmiş, ejderha formunu almış ve kurtarmak için ona doğru uçmaya başlamış, fakat çok geçmiş kadın uçurumdan aşağı atlamış. Ejderha “çocuğum” diyormuş, “kanımdan bir parça”. Uçarak Yetişemeyeceğini anlayınca, dehşete kapılmış, büyüsü, büyüsüne ulaşmalıymış, böylece onu kurtarabilirmiş. Ama büyüsü... Kadın ona ulaşmaya çalışan kocasını görmüş ve ölmeden önceki son düşüncesi şu olmuş, “acaba çocuğumda bu kadar güzel olur muydu”.